Sonntag, 16. Mai 2010

kostum bugun 2 kez, aslında yurume kosma karısık, ilkınde daha cok kostum 2.sinde daha zıyade yurudum. ılkınde kayboldum, kaybolmak zevklı de biraz sacmasapan bir duygu aslında... duygu da degil, gereksiz bir sey. hicbir sey yapmadan gecirilen bir gun gibi, yada tatsız bir kurabıyeyı ac olmadıgın ve canının da istemedigi bir zamanda yemek gibi birsey. yolumu bldum sonra. kosarken bazen kendini Forest Camp gibi hissediyorum, duygular bitiyor bir sure sonra. eskiden hırsla kosardım, kosarken de dusunurdum bir suru. sımdı daha cok kosma eylemını yapıyorum duygusuz. kostukca kosasım gelıyor. bacak kaslarım rahatsız etmese beni dedi ya yukarda forest camp gıbı yıllarca kossam oyle, icimden gecen duygu bu...
bu hafta kesfettigim en guze tad, somonla kırmızı sarap kombinasyonu. bırbırlerıne cok yakısıyorlar. yerken ıcerken bu ıkılıyı, soyle bır sahne hayal edıyorum; ıstanbulda denız manzaralı ve kocaman salonu olan evımde warmıng party verıyorum, ortam kalabalık sık pek hos. sarabın yanında somon servıs edılıyor. e bukadar emege sadece ev kutlamıyoruz elbette cok ıyı bır ıs kapmısım, yoksa somon servısı yahut denız manzaralı ev cok kolay ısler degıl herhalde.
bir kitap okuyorum almanca ama cok begenmedım, zorlama gıdıyor
yarın cvım ıcın fotograf cektırmeye gıdıcem, hıc sevmıyorum boyle seylerı guzel bır vesıkalık fotgrafım bıle olmadı hıc
amaaan off

Sonntag, 2. Mai 2010

yeni bir deneyim

Yurtdışında yaşamanın en güzel, en sevdiğim yanı, farklı kültürleri tanımak, farklı yaşam biçimlerini görmek ve en çok kültürel, toplumsal olarak kanıksadığımız, bu yüzden sorgulamasini bile yapmadığımız yada başka türlüsünün olacağını düşünmediğimiz bir takım davranış biçimlerinin aslında başka yerlerde, başka insanlar tarafından çok daha farklı yaşandığını görmek.
Bu tarz durumlarla karşılaştığımda, ilk tepkim genel olarak şaşırmak ve biraz da eleştirmek olurdu eskiden. Şimdi daha ziyade sorgulamak ve neden olmasın diye düşünme aldı yerini.
Bu tarz deneyimlerden birtanesini bugun yaşadım. Arkadaşlarımla ziyaretine gittiğimiz Polonyali bir arkadasımın 1 yaşindaki çocuğuyla olan ilişkisini görünce hem şaşırdım hem de düşündüm.
Daha bir hafta önce ilk adımlarını atan bebeği balkonda tek başına yerden kalkma mücadelesi verirken ve her kalkışında popo üstü düşerken; annesi yerden düşen çocuğunu kucaklamadı, gözlerinin içine bakıp ilk düşüşünde bebeğinin yardim et diye ağlamasını da beklemedi. Bebek kendi başına kalktı. Her an kucağında bebeğiyle olmadı, yere düşen yemeği tereddütsüz bebeğine geri verdi. Bir gözü her an bebeğinde değildi...
bunun gibi pek çok davranış gözledim bugün. bunlar iyi mi kötü mü bilemiyorum. insan anne olunca aşırı ilgilenme duygusunu bastirabilir mi ya da mantıklı davranmak adına taktik uygulayabilir mi, onu da bilmiyorum.
çoçuğun ileride duygusal doygunluğu açısından sağlıklı mı, kuvvetli aile bağlarına sahip olmasını engeller mi onu da...
bildiğim tek şey var; bu tarz yetiştirilen çocuklar, büyürken ve büyüdüleri zaman hayatın zorluklarına karşı daha dirençli ve mücadeleci oluyorlar. başları sıkıştığında, bir sorunla karşılaştıklarında, hemen yardim arayışna girmek yerine, önce kendi başlarına halletmeye çalışıyorlar. zorluklara ve engellere karşı daha dirençli, daha savaşçı oluyorlar, yoksa değil mi?

Samstag, 1. Mai 2010

nihayet...

Dün nihayet kalktı üzerimdeki büyük stres, dün nihayet aylardır istediğim gibi emek vermesemde, sürekli aklımda olan, beni bunaltan, hergün daha fazla yapabilmek için programlar yaptığım, saatlerimi harcadığım tezim bitti. Ciltlettirmeye götürürken çok heyecanlıydım. ciltlenmis halini elime alınca da...
simdi biraz dinlenme, düşünme, tartıp ölçme zamanı. güzel sürprizler, küçük mucizeler yaşama zamanı
ve kendini büyütme, daha bilge, daha olgun yapma zamanı..